93 views 13 mins 0 Yorumlar

TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİNDE TÜRKİYE’NİN KULLANABİLECEĞİ KOZLAR

Tarihinde Yayınlandı Bilgi
Mayıs 12, 2019
Türkiye – İsrail İlişkilerinde Türkiye’nin Kullanabileceği Kozlar

Müslüman bir ülke olan Türkiye’nin İsrail’e karşı sahip olduğu kozlar nelerdir diye bir göz atacak olursak, ilk olarak burada İsrail’in önceliklerinin neler olduğuna bakmak faydalı olacaktır diye düşünüyorum.

Öncelikle Ortadoğu’nun göbeğinde etrafı daha evvelden birkaç kez savaştığı Müslüman Arap Ülkeleri ile çevrilmiş olan İsrail’in temel zaafı elbette ki “güvenlik”‘tir. Diğer bütün ihtiyaçların bundan sonra geldiği kanaatindeyim. Geçmiş İsrail başbakanlarından Golda Meir’in de söylediği üzere “Müslümanlar savaşıp kaybedebilirler, sonra yine gelip tekrar savaşabilirler. İsrail ise sadece bir kere kaybedebilir.” Bu cümle sahiden de İsrail’in ihtiyaçlar önceliğini sergilemesi bakımından oldukça önemli ve belirleyici bir anlam taşımaktadır. Bu sebeple Türkiye’nin İsrail karşısında sahip olduğu kozlara değinirken öncelikle güvenlik meselesine bakmamız gerekir.

Güvenlik:

Bilindiği üzere Türkiye bölgede gerek millet kimliği, gerek tarihi, gerekse de rejimi açısından farklılık gösteren bir yapıya sahiptir. Halkı Arap olmayan, geçmişte birçok defalar Yahudilere kucak açmış (örneğin, İspanya kralı tarafından kovulan ve neredeyse bütün Avrupa tarafından reddedilen Yahudilere Osmanlı topraklarında yaşama izni verilmesi – öyle ki bu sebeple kurulmuş 500. yıl vakfı dahi vardır) ve laik olan Türkiye Cumhuriyeti, daha kurulduğu tarih olan 14 Mayıs 1948’den beri İsrail için ayrı bir öneme sahiptir. Gerek Arap – İsrail savaşında olsun, gerekse barış sürecinde olsun, İsrail devleti her daim Türkiye’nin desteğini yanında görmek istemiştir. Bu hiç şüphesiz İsrail’in Milli Güvenlik Doktrini ile yakından ilintilidir. Her ne kadar gerek BM nezdinde, gerek medyada, gerekse de askeri ve iktisadi alanda ABD’nin tam desteğine sahip olsa da İsrail için Türkiye’nin desteği olmazsa olmazdır. Çünkü Türkiye’nin konumu süreklidir ve Türkiye, İsrail’in bölge Arap devletlerine karşı ittifak oluşturabileceği – en azından bir denge unsuru olarak kullanabileceği – tek güçtür. Fazla geriye gitmeye gerek kalmaksızın İsrail’in çatışma halinde olduğu güçlerle (HAMAS, El-Fetih) ve devletlerle (Suriye) olan barış görüşmelerine başlamasında her daim Türkiye’nin arabuluculuğunu kabul etmiş, dahası bunu desteklemiştir. Çünkü kendisi de gayet iyi bilmektedir ki her iki tarafın da güven duyabileceği – en azından hakemliğini kabul edeceği – yegane ülke Türkiye’dir.

Türkiye’nin, İsrail’in milli güvenlik stratejisinde sahip olduğu önem hakkında daha sayfalar dolusu yazılar yazılabilir; fakat gerek kısa tarihe bir göz gezdirmek, gerekse de son dönemde iki ülke arasında vuku bulan sıkıntıların hem İsrail hem de Batıda büyük bir tedirginlikle izlendiğini görmek dahi Türkiye’nin vereceği desteğin öneminin fark edilmesi bakımından yeterli olacaktır.

Su:

Yeterli su kaynaklarına sahip olamayan ve bu ihtiyacını giderebilmek için komşu ülkelerle – gerek bu ülkelerinde aynı sıkıntıları paylaşması gerekse de ikili ilişkilerin buna müsaade etmemesinden ötürü – mevcut sorunu çözebilecek bir anlaşmaya varamayan İsrail’in en büyük problemlerinden biri de su sorunudur. Kutsal kitaplarında Nil’den Fırat’a kadar kendisine bahşedildiğine inandığı bu topraklara sahip olma hayalini kuran İsrail için bu sorunun boyutu nüfus artışına ve diğer bazı nedenlere bağlı olarak sürekli artış göstermektedir. İngilizlerin efsanevi Başbakanı Winston Churchill bundan yaklaşık bir asır evvel kendileri için bir damla petrolün bir damla kandan daha değerli olduğunu söylemiştir. Şüphesiz bu güne baktığımızda İsrail için de bir damla su bir damla kandan çok daha değerlidir. Suriye ile olan çatışmalarında birçok konuda kendince feragat etmiş olmasına karşın iş Golan Tepelerine geldiğinde hiçbir şekilde taviz vermemekte, bunun için savaştan kaçınmayacağını beyan etmektedir. Bunun sebebi adı geçen bölgenin sahip olduğu su rezervidir. Aynı şekilde Ürdün’le de benzer sorunlar yaşamaktadır.

Türkiye bu konuda da bölgedeki barış görüşmelerinde önemli bir sorun teşkil eden su sorunun çözümünde gerek İsrail’i gerekse de Arap ülkelerini tatmin edecek çeşitli projeleri gündeme getirmiş, böylece sahip olduğu potansiyeli salt bir iktisadi meta olarak değil aynı zamanda önemli bir güvenlik kozu olarak tutma gayreti içerisinde olmuştur. Tabi hükümetlerin sahip oldukları kimliklere göre bu politika dönem dönem farklılıklar göstermiş, örneğin laik görünümlü bir parti bunu aşırı dinci güçlere karşı laik İsrail’in güvenliğini sağlamada kendine görev addederken, muhafazakar görünümlü bir başka parti kendi tabanından gelen sese de kulak vererek olayı biraz daha dramatize edip meseleyi sadece bir dış politika meselesi olarak değil, iç politikasında da fayda sağlamayı umut edeceği bir hale sokma gayreti içerisinde olmuştur.

Türkiye’nin sahip olduğu su potansiyelini başarılı bir şekilde kullanabilmesi durumunda bölgede daha etkin ve aktif bir rol oynayacağı konusunda hiçbir şüphe yoktur. Sahip oldukları ziftle çölün ortasında yüzlerce katlı betonlar üzerine kurulmuş – fakat bir o kadar da kırılgan – bir medeniyet yaratma arzusundaki Arap emirlerinden Türkiye’nin gerek tarihsel birikimi, gerekse insan potansiyeli ile hiçbir eksiği yoktur. İnsanlık binlerce yıldır petrolsüz yaşamıştır, fakat susuz kaç gün hayatta kalabilir? Dünyayı yakın gelecekte bekleyen savaşın bir su savaşı olabileceği şimdiden birçok akademisyen tarafından dile getirilmektedir. Bu sebeplerden ötürü “su” Türkiye’nin İsrail karşısında sahip olduğu en önemli kozlardan biridir.

Gıda:

Kendilerine kutsal kitaplarında bahşedildiği söylenen toprakları içinden bal ve süt akan ırmaklara dönüştürme hususunda İsrail gerçekten de büyük bir başarı sergilemiştir. Bu konuda sahip oldukları kısıtlı imkanları ne şekilde kullanıp en iyi faydayı nasıl elde edebileceği konusunda sürekli araştırma halindedir. Özellikle tohumculuk ve sulama konularında üniversitelerindeki araştırma enstitülerinde durmak bilmeksizin projeler üretilmektedir. Bu konu da en az güvenlik ve su meselesinde olduğu gibi hayati derecede öneme sahiptir. Çünkü İsrail işgal ettiği topraklara rağmen yine de arzu ettiği sınırlara ulaşamamıştır. Kaldı ki topraklarının hepsinden su, iklim ve diğer bazı sebeplerden ötürü ürün çeşitliliği açısından yeterince verim alamamaktadır.

Türkiye sahip olduğu geniş araziler ve iklimsel avantajları göz önüne alındığında, ürün çeşitliliği ve üretimi konusunda bir avantaja sahip olabilirdi. Fakat siyasi gerekçelerle üretimin sürekli olarak düşmesi sebebiyle şu an bu kozu kullanabilmekten oldukça uzak görünmektedir. Geçmişte ihraç etmiş olduğu bir çok ürünü şu an ithal eder duruma gelen Türkiye’nin sahip olduğu gıda kozunu ileride kullanabilmesine engel teşkil edebilecek bir durum söz konusu değildir. Çünkü İsrail’de olduğu gibi benzer birtakım coğrafi dezavantajlara sahip olmayan Türkiye’nin tek sorunu mevcut siyasi iradenin yürüteceği politikalarla ilintilidir. ABD dış politikasının duayenlerinden olan Henry Kissinger’ın dediği üzere “Gıda kaynaklarını kontrol eden, Dünyayı kontrol eder.” Türkiye bunun bilinciyle hareket ederek yakın dönemde dünyada baş göstermesi beklenen küresel kıtlık tehlikesine karşı imkanlarını en doğru şekilde kullanarak rakiplerine karşı büyük bir avantaj elde edebilme gayreti içerisinde olmalıdır.

Enerji:

Türkiye her ne kadar doğal enerji kaynaklarına sahip olamasa da – veya sahip olmadığı söylense de – kanaatimce bundan çok daha önemli bir koza sahiptir. Türkiye batı ile doğu arasındaki enerji koridorunun tam göbeğinde yer almaktadır. Sadece Nabucco projesine baktığımız zaman, projede ülkeler üzerinden geçen boru hattı uzunluğuna bakıldığında Türkiye’nin tek başına sahip olduğu hat uzunluğunun diğer 5 ülkenin toplamının nerede ise iki katı olduğu görülür. Kaldı ki hat döşenirken diğer 5 ülkenin her birinin bir alternatifi var iken, Türkiye bu projede alternatifi olmayan – yani olmazsa olamaz – tek ülkedir. Bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir. İsrail’le olan bağına baktığımızda da esasen pek bir değişiklik olduğunu söylemek mümkün olmaz. Her ne kadar İsrail’in etrafı petrol zengini ülkelerle çevrili olsa da, bu ülkelerle yaşadığı sıkıntılar yüzünden buralardan petrol temin etmesi zordur. Temin edebilse dahi bunun süreklilik arz edeceğine dair tereddütleri vardır. Bu sebeple kendini daha yakın hissettiği ve güven duyabileceği Türkiye’nin desteğine burada da ihtiyacı vardır. Hazar bölgesinden elde dilecek petrol ve doğal gazın önce Türkiye üzerinden İskenderun’a ve sonrasında Akdeniz’in altından geçecek bir boru hattı ile İsrail’e bağlanması ile İsrail enerji sorununu büyük ölçüde çözmüş olacaktır.

Halil İbrahim UĞRAŞ